my-cart-icon svg-arrow-next svg-arrow-prev
YENİ

Tea Tree Oil Cream

121,16
Ürün Kodu:
27622-6
CV:
5,07
PV:
7,61
Birim:
100 ml
Stok Durumu:
Var

YARA, KESİK ve SIYRIKLAR

Vücudumuzu örten derinin işlevlerinden biri, mikropların geçmesini engelleyerek koruma sağlamaktır. Derinin bütünlüğü bozulduğunda, bir yaralanmadan söz edilir, bu bir darbe, düşme, bir kesik vb. sonucu olabilir. Derinin bütünlüğünün bozulmasıyla koruyucu engel işlevi yitirilir ve mikroplar için bir giriş kapısı oluşur. Mikroplar bu yolla vücuda girerek enfeksiyon tehlikesi oluşturabilirler. Bir yaralanma olduğunda, vücut kendini onarmaya çalışır, nedbe oluşumu ile deri bütünlüğünü yeniden kazanır. 

Yüzeysel Yaralar
I. Derece:
  Epidermisle sınırlı yaralardır.
II. Derece:  Dermise kadar ilerlemiş  yaralar.

YARA İYİLEŞMESİ
Organizmanın doğal tepkisi yaraları mümkün olduğunca kısa sürede kapatmak ve yapıların normal sürekliliğini geri getirmektir. Bu süreç yara iyileşmesi olarak adlandırılır.Yara iyileşmesi tüm dokularda aynı biyolojik ve biyokimyasal prensipleri takip eder. 

AKUT YARALAR:
Kısa zaman sürecinde meydana gelen yaralar dış faktörler kaynaklıdır. Ciddi olgular harici spontan iyileşme gösterirler. Yanıklar, sıyrıklar travmatik lezyonlar ve cerrahi yaralar bu gruba girer.

KRONİK YARALAR:
6 hafta gibi bir zaman çevresinde iyileşme belirtisi göstermeyen deri lezyonları kronik yara sınıfında yer alır. Deri ülserleri, skatrizasyon prosesi temelinde patolojik bozukluk olan aksamalardan meydana gelen bir semptomdur. 

Şeker Hastalarında Oluşan Yaralar:
Şeker hastalığının komplikasyonlarının biri olan damar bozuklukları ve buna bağlı bölgesel doku kanlanması eksiklikleri sonucunda ilgili bölgelerde kolaylıkla yara açılmasına yol açar. Ayak ve bacak bölgeleri bu nedenle ilk olumsuz etkilenen bölgelerdir. Tedavi kan şekerinin düzenlenmesi, ayağın istirahati ve yüksekte tutulması, uygun yara bakım ve pansuman yöntemlerinin uygulanması, daha sonra da plastik cerrahi yöntemlerle yaranın kapatılmasından oluşmaktadır. Tedavi oldukça uzundur ve sabır gerektirir.

Yatalak Hastaların Bası Yaraları:
Uzun süre yatan hareket yeteneği sınırlı, ya da şuuru kapalı kişilerde sürekli basınç gelen bölgelerin dolaşımının yavaşlamasına bağlı oluşan yaralardır. Hastanın bilinci yerinde ise sık sık hareket ettirmek, mümkünse yürütmek, bilinci yerinde değilse sık sık pozisyonunun değiştirilmesi, altının kuru ve kırışıksız kalmasının sağlanması, havalı yatak kullanılması gibi önlemlerin alınması şarttır. Bu önlemlerden sonra uygun yara bakımı ve pansumanlarla ya yaranın iyileşmesi sağlanmış olur, ya da yara ameliyata hazırlanır.

Varis Ülserleri:
Varis hastalığının çok ileri dönemlerinde dolaşım bozulmasına ve dokuların kanlanamamasına bağlı olarak bacaklarda yaralar oluşabilir. 
Tedavi dolaşım bozukluğunun düzeltilmesi, bacağın yükseltilerek dinlendirilmesi, uygun pansumanlar ve tüm bunlardan sonra gerekirse cerrahi girişimdir. 
Cerrahi genellikle serbest deri nakillerinden ibarettir, ancak tüm ameliyatlar öncesi önlemler ve tedaviler ameliyat sonrası da devam etmelidir. Aksi takdirde sorunun tekrarlanması kaçınılmazdır.

Radyasyon Yaraları: 
Bazen radyasyon kazalarına bağlı yaralanmalarla, ancak çoğunlukla radyoterapi gören hastalarda yan etki olarak oluşan ve son derece güç iyileşen yaralardır. Bu bölgeyi besleyen damarlarda da radyasyon yanıkları oluştuğundan yara iyileşmesini sağlayacak hücre ve sıvıların bu bölgeye ulaşması hemen hemen imkansızdır. Yine aynı nedenle başka bölgelerden nakledilen dokuların radyasyon yaralı bölgeye kaynaması da çok zor gerçekleşir.

YANIK
Sıcak bir şeyin veya yakıcı bir maddenin etkisiyle vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen hücre ve doku bozulmasına yanık denir. 
Kimyevi maddeler, kuru ısı, elektrik, alev, radyasyon ve benzeri fiziki tesirler sebebiyle meydana gelen doku hasarıdır.
Yanık; vücutta sistemik (genel) bozukluklar meydana getirmesi, hastaya olan aşırı hasarı ve meydana gelen psikolojik yönlerinin yanında aileye yüklediği masrafla büyük bir felaket olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Kalp hastalığı ve kanser gibi hastalıklara nispetle ölüm sayısı düşük olmakla birlikte, yanıklı hastalarda kaybolan iş gücü süresi daha fazladır. Bunda yanıkların genç yaşlarda daha fazla görülmesinin de rolü vardır. 
Ülkemizde elektrik yanıkları oldukça sık görülür. Sıcak su yanıklarında ölüm, alev yanıklarından daha azdır. Küçük çocuklarda çok defa sıcak su ile haşlanma şeklinde yanıklar meydana gelmektedir. 3-14 yaşları arasındaki çocuklarda daha çok alev ve elektrikle olan yanıklara rastlanmaktadır. 15-60 yaşları arasındaki kimselerde iş kazaları sonucunda yanıklar olmaktadır. 
45 derecelik bir ısı enerjisiyle olan yanıklar kolayca düzelirler. Bunun üstündeki enerjiler vücuttaki proteinlerin parçalanmasına, doku ölümlerine yol açarlar. Eğer yanık küçük bir alanda ise kendiliğinden iyileşir. Fakat bütün vücut sathının % 25-30’unu kaplayan bir yanık söz konusu ise yaralının genel durumu bozulabilir, hatta hayatı tehlikeye girebilir. Bütün deri tabakalarını tutan yanıklarda ise enfeksiyon tehlikesi artmakta ve ayrıca nedbeleşmelere sebep olmaktadır. Bu gibi geniş ve derin yanıkların tedavisi, özel yanık merkezlerinde yapılabilir. 
Elektrik yanıklarında meydana gelen harabiyetin şiddetini çeşitli faktörler etkilemektedir. Vücut dokularının elektrik akımına karşı dirençleri çok farklılık gösterir. İletkenlik, doku, su muhtevası ile orantılıdır. Cildin direnci nemle azalır. Bu nem, hafif bir hasarla atlatılabilecek bir hadiseyi, öldürücü bir şoka çevirebilir. Temas esnasındaki topraklama da önemlidir, geçen akım miktarını azaltır. Temasın süresi de önemlidir. 
Şiddetli bir akımla temas sonucunda vücudun dışında 10.000 dereceye kadar yüksek sıcaklıklar meydana gelebilir, cilt ve altındaki dokularda yaygın kömürleşme ve yanıklara sebep olabilir. Bu tip yanıklar çok defa üstteki elbiseleri veya yakındaki eşyaları tutuşturarak alev yanıklarıyla sonuçlanırlar. Ayrıca dokuların elektrikle direkt ısınması sonucunda meydana gelen hasarlar vardır. Akımdan meydana gelen enerji cildi geçerken, cilde girdiği ve çıktığı noktalarda, geçtiği çizgili kas ve kan damarlarında doku ölümüne sebep olur. Damar kasları çoğu kere vücut sathından derinlerde pıhtılaşmalara yol açar. Bu durum bir elektrik yanığında ilk bakışta görülenden daha fazla doku yıkımının meydana gelişini izah etmektedir.
 
Yanan bölgedeki damarların geçirgenliği bozulur ve sıvı kaybı başlar. İlk 8 saatte sıvı kaçağı fazla olur, 48 saatte kayıp azalır. Yanık büyükse sıvı kaybı hastayı şoka sokabilir. Serumdaki proteinler de damar dışına kaçar ve kanda protein azalır. Sıcağa hassas olan alyuvarlar parçalanır, anemi (kansızlık) meydana gelir. 
İleri devrede yanık bölgesinde bakteriler üremeye başlar. Yanıkta mevcut olan ölü dokular hastalık yapıcı mikroplar için çok iyi bir beslenme vasatıdır. Yanıklarda, geç devrede mikropların vücuda yayılması en sık ölüm sebebidir.

Yeni meydana gelen bir yanık yaralanmasında hastalığın seyri;
yanığın derinliği, genişliği ve hastanın yaşına bağlıdır. Hastanın durumunu başlangıçta tespit etmek çok zordur. Ölüm oranı ilerleyen yaşla birlikte artar. Eskiden vücut sathının % 30’u yanık olan kimselerden çok azı kurtulup yaşayabilirdi. Bugün modern tedavi metodları ile % 50-60’ı yanık olan kimseler bile hayatta kalabilmektedirler. Fakat yine de vücut sathının % 40’ı yanmış olan kimselerde dikkatli olmak gerekmektedir.

Yanıkların  Derecelendirilmesi 
1- Birinci  Derece  Yanıklar: Yalnızca yüzeyel  derinin  zarar  gördüğü, ciltte  kızarıklık ve hafif  ağrıyla  karakterize  olan  tiptir. Güneş  yanığı  bu  tipe   iyi  bir  örnektir. Kısa  sürede  kendiliğinden  iyileşebilir. 
2- İkinci  Derece  Yanıklar: Daha  çok  sıcak  suyla  haşlanma, alevle  veya  sıcak  cisimle  temasla  oluşan  yanıklardır. Ciltte  kızarıklığa  ek  olarak  su  kesecikleri  görülür. Çok  ağrılı, iltihaplanmaya  açık  yanıklardır. 
3- Üçüncü  Derece  Yanıklar: Tüm  deri  tabakalarının  etkilendiği  yanık  türüdür. Sinir  uçları  da  harap  olduğundan  ağrı  azdır. İnci  grisi - kahverengi  gibi  bir  renk  değişikliği  vardır. Cilt  kurudur  ve  buruşuktur. İyileşmesi  çok  uzun  sürer  ve  iz  kalır.

 

Ürünün İçeriğindeki Aktifler:

Hyaluronic Acid (Sodium Hyaluronate):

Hyaluronic Acid, özellikle bağ dokusunun ekstrasellüler matriksinde bulunan, yüksek molekül ağırlıklı, negatif yüklü lineer bir polisakkarittir. Kimyasal olarak, glikozaminoglikan adı verilen, bağ dokusu proteinleri grubunun en basit ve sülfat içermeyen tek üyesidir. 
Gözün vitröz sıvısında, hyalin kıkırdakta, eklem sıvısında, dermis ve epidermiste yer almaktadır. 
Diğer doğal ve sentetik polimerlere göre çok daha fazla su tutma kapasitesine sahiptir. 
Hyaluronic Acid’in 1 birimi 1000 katı kadar nem tutma kapasitesine sahiptir. 
Hyaluronic Acid’in 1 mililitresi 1000 mililitre suyu jelleştirir.  
Hyaluronic Acid, dokuların hidrasyonu ve nemlenmesinde, dokulardan madde geçişinde, hücrelerin hareketinde ve farklılaşmasında önemli rol oynamaktadır. Hyaluronic Acid derinin hem dermis hem de epidermis tabakasında bulunmaktadır. Hyaluronic Acid’in yara iyileşmesinde olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir. 
Bu nedenle ortopedi, romatoloji, oftalmoloji, dermatoloji ve kozmetolojide kullanılmaktadır.
 
Hyaluronic Acid ya hayvansal kaynaklardan ya da bakteriden fermentasyon ve doğrudan izolasyon yöntemleriyle elde edilmektedir. Ayrıca Hyaluronic Acid kozmetik amaçla yaşlanmaya bağlı kırışıklıkları azaltmak için dolgu maddesi olarak ve nemlendirici etkisi nedeniyle cilt bakım ürünlerinde de kullanılmaktadır.

Dexpanthenol:
Dexpantenol, vücudun yüzeyini örten dokuların oluşmasına, hasarlı bölgede epitel tabakasının yeniden gelişmesine yardım eden ve doku ve organlardaki yaraların onarımını sağlayan yenilenme / kendini onarma olayına yol açan, kolaylaştıran bir maddedir.

Allantoin:
Nemlendirici, hücre yenileyici, tahriş giderici ve yaşlanma karşıtı etkisi vardır.

Vitamin A: 
- Antioksidan özeliği vardır. 
- A vitamini cilt hücrelerini harekete geçirir. Böylelikle alttan genç hücreler çoğalır ve cildin üst tabakası yenilenir. Cilt pürüzsüz bir görünüm alır.  
- Kılcal damarların genişlemesi yavaşlar ve lekelerinin renklerinin açılması sağlanır. 
- Tıkalı gözenekleri açar ve cilt yüzeyi düzelir.

Vitamin E: 
- İyi bir nemlendiricidir.  
- Antioksidan özelliği vardır. 
- Enfeksiyonlara karşı koruyucu özelliği bulunur. 
- Güneşten koruma özelliği de vardır. 

Omega 9, Omega 3 - Omega 6
- Cildi içten nemlendirir, yeniler, 
- Cilt altı bağ dokusunun temel taşları olan kollajen ve elastini korur,  
- Yaşlanmayı geciktirir. 
- Hücre gelişimini hızlandırır.

Benzer Ürünler

Bu sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. KABUL EDİYORUM